DİYET VE KANSER

Takviyeler

Medyada sıklıkla kanser riskini arttırdığı ya da azalttığı söylenen bazı belirli gıda ya da besin maddeleri hakkında senaryolar yer almaktadır. Kanıtlar ışığında; bu spesifik “süpergıdalar”ın kendi başlarına doğrudan kanser riskini etkileyebilmesi mümkün değildir, ancak bu senaryoların bazıları hala tartışmalıdır.

Burada, hakkında birşeyler okumuş ya da duymuş olabileceğiniz bazı senaryolar hakkında bilgiler okuyabilir ve açığa kavuşturmayı üstlendiğimiz kanıtları bulabilirsiniz.

Cep telefonları, güç kabloları, stres ve daha fazlası gibi diğer tartışmalı konular hakkında bilgi almak için Kanser Tartışmaları bölümümüze gidiniz.

Bu sayfada şunları bulabilirsiniz:
Akrilamid
Yapay tatlandırıcılar
Yeşil çay
Soya
Domates
Vitamin ve mineral takviyeleri

Akrilamid

Çalışmalar, birçok gıdanın akrilamid adı verilen bir kimyasaldan yüksek oranda içerdiğini göstermiştir. Akrilamidin DNA’ya zarar vererek kansere neden olduğu bilindiğinden beri uluslararası kamu ilgisi takip edilmektedir. Bu madde nişastalı gıdalar yüksek sıcaklıkta ısıtıldığında ortaya çıkar ve patates kızartması, cipsler ve bazı ekmekler gibi gıdalarda bulunur.

Son yıllarda yapılan çalışmalar gıdaların çoğunda bulunan akrilamid seviyesinin insanlarda kansere neden olmak için çok düşük olduğunu göstermiştir. Bir çok çalışma akrilamidin meme, bağırsak, akciğer, beyin ve testis kanserleri de dahil olmak üzere çeşitli farklı kanser türlerinin riskleri üzerinde etkisi olmadığını göstermiştir. Diğer insanların iki katı akrilamide maruz kalan gıda endüstrisi çalışanları bile yüksek kanser oranlarına sahip değildir. Artık birçok bilim adamı akrilamidle ilgili kamu korkusunun hatalı verilere dayandığına inanmaktadır.

Son yıllarda, Hollanda’ya ait bir çalışma; akrilamidin yumurtalık ve rahim kanseri riskini arttırabildiğini ileri sürmüştür. İlk kez böyle bir bağlantı gözlemlenmiştir, bu nedenle gerçekten bir risk olup olmadığının görülmesi için diğer çalışmalarla test edilmesi gerekmektedir. Dahası Hollanda’da son derece yüksek düzeyde akrilamid içeren bir çeşit baharatlı zencefilli ekmek benzeri bir kek satılmaktadır. Bu nedenle diğer ülkelerden başvuran insanlardan oluşabilecek bu popülasyonda herhangi bir sağlık riski olup olmadığı net değildir.

Yapay tatlandırıcılar

Yapay tatlandırıcılar çok çeşitli yiyecek ve içeceklerde kullanılmaktadır. Gelişmiş ülkelerdeki hemen hemen herkes bilerek ya da bilmeyerek bunları tüketmektedir. Bu nedenle, herhangi bir olası kanser riski çok geniş kapsamlı olacaktır. Ancak genel olarak yapay tatlandırıcılar üzerinde yapılan çalışmalarda bunların kanser riskini arttırmadığı gösterilmiştir.

Sakarin, yapay tatlandırıcılarla ilgili çalışmalardan en iyilerinden birisidir. 80’lerdeki bazı çalışmalarda farelerde mesane kanserine neden olduğu gösterilmiştir. Bu nedenle de Kanada hükümeti sakarini yasaklamış ve Amerikan hükümeti ise kansere neden olabileceği konusunda uyarıda bulunmuştur. Artık bu etkilerin farelere özel olduğunu ve insanlarla ilişkisi olmadığını biliyoruz. Mesane kanseri riski daha sıklıkla tatlandırıcı kullanan diyabetik kişilerde ve sakarinin yüksek oranda kullanıldığı ikinci dünya savaşı zamanında yaşamış kişilerde bile aynıdır.

Diğer bir tatlandırıcı olan aspartam da kanser korkusuna ayrıca konu olmuştur. Bu ise beyin kanseri oranlarını arttırdığı ile ilgili bir yayın yüzündendir. Bu yayın çok az bir bilimsel temele dayanmaktadır ve daha sonra yapılan birçok çalışma sakarin gibi aspartamın da insanlar için güvenli olduğunu ortaya koymuştur.

Farelerde yapılan başka bir çalışma tehlikeye tekrar dikkat çekmiştir ancak Avrupa Gıda Güvenliği Kurumu (EFSA) bu araştırmada bazı önemli eksiklikler bulmuştur. EFSA’nın raporu günlük tavsiye edilen seviyenin altında alınan aspartamın kanser riskini arttırmadığı sonucuna varmıştır. Çok fazla tatlandırılmış gıda tüketen insanlar bile bu miktarın altında yüklenirler.

Gerçek kişiler üzerinde yapılan kapsamlı çalışmalar artık yapay tatlandırıcıların insanlar için güvenilir olduğuna dair güçlü kanıtlar sağlamaktadır. Örneğin, yaklaşık yarım milyon üzerinde insanla bir çalışma yapılmış ve aspartamın lösemi, lenfoma ya da beyin kanseri riskini arttırmadığı bulunmuştur. Ancak yeni lanse edilen yeni nesil tatlandırıcıların olası etkileri ile ilgili daha fazla araştırmanın yapılması gerekmektedir. 

Yeşil çay

Bazı çalışmalar yeşil çayın meme, prostat, ağız, yemek borusu, mide ve bağırsak kanseri de dahil olmak üzere birçok kanser riskini azalttığını göstermiştir. En çok ümit vaad eden çalışmalar Asya ülkelerinde gerçekleştirilmiştir. Batı ülkelerinde yapılan çalışmalarda çoğunlukla kanser riski üzerinde bir etkisi olmadığı bulunmuştur. Bu farklılıklar belki de batı ülkelerindeki insanların genellikle siyah çay içerken, Asyalıların büyük oranda yeşil çay tüketmesinden kaynaklanıyor olabilir.

Yeşil çay, kateşin adı verilen bir grup kimyasaldan yüksek oranda içermektedir. Hazırlanma şekli nedeniyle yeşil çay siyah çaya oranla 3-10 kat daha fazla kateşin içermektedir. Hücreler üzerine yapılan laboratuar çalışmaları kateşinin kanser hücrelerinin gelişmesini bloke ettiğini göstermiştir. Serbest radikalleri süpürerek, tümör hücrelerinin gelişimini bloke ederek ve kansere neden olan kimyasalların aktivasyonunu durdurarak DNA hasarını engeller.

Yeşil çayın bazı kanser türlerinin önlenmesine yardımcı olabileceğini kanıtlamak için geniş kapsamlı çalışmalar ve klinik denemelerden elde edilecek daha fazla kanıta ihtiyaç duymaktayız. 

Soya

Soya fasulyesi, Doğu Asya diyetlerinin temel gıda maddesidir. Bazı çalışmalar; tofu, soya sütü ya da miso gibi soya ürünleri tüketmenin meme, prostat ve bağırsak kanseri riskini azalttığı ile ilişkilendirilmiştir. Bazı çalışmalar Asyalılar tarafından tüketilen yüksek orandaki soya ürünlerinin bazı kanser risklerinin azaltılmasına yardımcı olabileceğini ancak Batılı popülasyonlar tarafından tüketilen daha az miktarların herhangi önemli bir fayda sağlamadığını göstermiştir.

Soya izoflavon denilen bir grup kimyasal içermektedir. Bunlar vücudumuzda östrojen hormonunun hafif versiyonları gibi rol alırlar. Meme kanseri gibi birçok kanser bu hormonun yüksek seviyede olmasıyla ilişkilendirilmiştir. Bu nedenle bazı bilim adamları soya izoflavonlarının kendi östrojenimizin yerini alarak hormonal kanser riskini azalttığına inanmaktadır. Diğerleri ise aynı nedenden, izoflavonların aslında bazı kanser risklerini arttırabileceği konusunda endişe duymaktadır.

Soyanın kanser riskini azaltıyor mu, yoksa arttırıyor mu olduğunu kesin olarak söyleyebilmek için klinik çalışmalara ihtiyaç vardır.

Domates

Domates likopen adı verilen bir kimyasal içermektedir. Bu kimyasal domatesin tüm formları ile taze, konserve, salça, domates suyu ve ketçabı da kapsayan domates ürünlerinde bulunmaktadır. Likopen güçlü bir antioksidandır ve DNA hasarına neden olabilen serbest radikalleri süpürebilmektedir.

Domatesin gerçekten prostat kanseri riskini azaltıp azaltmadığı net değildir. 47,000 erkekle yapılan kapsamlı bir çalışmada hafta 2-4 kez porsiyon domates tüketmenin prostat kanseri riskini dörtte bir oranında azalttığı bulunmuştur ve EPIC çalışması, kanında yüksek düzeyde likopen bulunan kişilerin prostat kanserinin gelişmiş türlerine yakalanma riskinin daha düşük olduğunu göstermiştir.

Ancak, tüm çalışmalar aynı fikirde değildir ve hala cevaplanacak sorular bulunmaktadır. Örneğin, hala kanser riskini azaltmak için ne boyutta bir likopen dozu gerektiği bilinmemektedir. Buna rağmen, çok fazla domates tüketmek günlük önerilen beş porsiyon meyve ve sebze tüketimine yardımcı olacaktır. Aynı zamanda muhteşem bir A, C ve E vitamini kaynağıdır.

Vitamin ve mineral takviyeleri

Vitamin takviyeleri gıdalarınızda doğal olarak bulunan vitaminler kadar faydalı değildir. Meyve ve sebzelerdeki vitamin ve besin maddelerinin pozitif etkiler yaratmak üzere diğer kimyasallarla etkileşime girdiği düşünülmektedir. Tek başlarına ise daha az yararlıdırlar.

Çeşitli klinik denemeler vitamin takviyelerinin kanser riski üzerindeki etkilerini araştırmıştır. Bunlardan bazıları çok yüksek dozların kanser riskini gerçekten arttırdığını göstermiştir. Cochrane Birliği olarak adlandırılan bir organizasyon ilk kez 2008 yılında kanıtların değerlendirilmesini yürütmüş, bu 2012 yılında güncellenmiş ve şu anda vitamin takviyesi ile ilgili 78 klinik çalışmanın sonucunu kapsamaktadır. Bu takviyelerin insan ömrünü uzatmak şöyle dursun hem nötral hemde zararlı etkilerinin olduğu bulunmuştur.   

Her türlü vitamin ve minerali alabilmenin en iyi yolu çeşitli sebze ve meyvelerle zenginleştirilmiş sağlıklı ve dengeli bir diyetle beslenmektir. Bazı kişilere yaşamlarının belli dönemlerinde almaları tavsiye edilmekle birlikte takviyeler sağlıklı bir diyetin yerine geçmez. Örneğin, doktorlar bebek sahibi olmayı planlayan kadınlara günlük 400 mikrogram folik asit takviyesi önerebilir. Ayrıca, yeterli D vitamin üretebilmek için diğer kişilerden daha fazla güneşe maruz kalması gereken esmer ve ihtiyar kişilerin D vitamin takviyeleri almaları gerekebilir.

Yaptığımız diyetiler bağırsak, mide, ağız, yemek borusu ve meme kanseri de dahil olmak üzere bir çok kansere yakalanma riskimizi etkilemektedir.

Sağlıklı ve dengeli bir diyetle kanser riskinizi azaltabilirsiniz. Bunun anlamı diyetinizin;
Lif, meyve ve sebzeler açısından zengin
Kırmızı ve işlenmiş et ve tuz açısından zayıf olmasıdır.

“Süpergıdalar”

Medyada sıklıkla bizler için iyi olduğu ifade edilen spesifik gıdalar ya da “anti-kanser diyetleri” hakkında senaryolar yer almaktadır. Ancak kanser riskini azaltan sözde süpergıdalara güvenmemelisiniz. Bunlar genel olarak sağlıklı ve dengeli bir diyetin yerini alamaz.

İletişim
© 2015 Türkiye Kanserle Savaş Vakfı - Tüm Hakları Saklıdır